web analytics
24 Aralık 2011 Cumartesi, 15:59
Yücel ERDOĞAN
Yücel ERDOĞAN kardelenyucel@gmail.com

Farklı Bir Pencereden Efendimiz ve Taif Olayı

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) tebliğ için Taif’e gittiğinde karşılaştıkları tepki, yaşananlar ve geçen olaylara yazarlarımızdan Yücel Erdoğan’ın kalemiyle farklı bir boyut…

İnsanlığın tek kurtuluşu Peygamberini tanımak ve O?nun yaşam tarzını anmakla mümkündür. Peygamberimizin hayatında yaşadığı bir taif seferi vardır ki bu sefer iyi anlaşılmalı hatta beyinlerimize kazınmalıdır. Kazınmalı diyorum çünkü Allah Rasülü taif ziyareti sırasında üzerine gelen taşlara gül (dua) ile cevap vermiştir. O?nun üzerine atılan onca taşa rağmen dua ile cevap vermesi akılların alacağı bir hadise değildir.

İsterseniz önce bu hadisenin nasıl yaşandığına ve neler yaşandığına bakalım.

Tebliğ görevi Hz Muhammed (sav)?e verildiğinde efendimiz 40 yaşında idi. Ve Allah Rasülü Hakk?a davete ilk, eşi Hz. Hatice ve yakınlarından başlamıştır. Açıktan tebliğe de Mekke şehri sokaklarında başlamıştır. Daha sonra kabile kabile, şehir şehir davete devam etmiştir. Bu tebliğ ziyaretleri sırasında bir gün Efendimiz (sav) Zeyd?i yanına alarak Taif?e gider. Taif?in giriş noktasına geldiğinde:

?Ey insanlar! Ben size Allah?ın kitabını getirdim? cümlesini sarfettiği andan itibaren Taifliler Efendimiz?i taşlamaya başladılar. Bu taşlama hâli aslında Hz. Zeyd?in büyük imtihanlarından biriydi. Çünkü koca bir kentin Efendimiz?i taşlamak üzere, azap vermek üzere yaptıkları o harekâtın karşısında Efendimiz?i koruyabilecek, ona sahip çıkabilecek tek insan rolü O?na verilmişti. Hz. Zeyd hemen:

?Yapmayın, bana vurun, Resûlüllah?ı ellemeyin, Resülüllah?a taş atmayın? çığlıkları ile Efendimiz?in önüne geçer. Hz. Zeyd bu esnada tam yüz iki yara almıştır.

Efendimiz ve Zeyd Taif?den uzaklaşmak zorunda kalırlar. Uzaklaşırlar ve bir bahçenin kenarında dururlar, dinlenmek için. Hz. Zeyd?in yaralarını sarmak için. Efendimiz de ayağından yaralanmıştır. Efendimiz?in yaralanmasıyla zuhur eden hâdisede Hz. Zeyd?in her tarafından kan akıyordur, kıpkırmızı olmuştu elbiseleri. Bana ne oldu acaba, kafam mı çıktı, gözüm mü kör oldu? Diye düşünmek yoktur Zeyd?de. O?nun o esnada düşündüğü tek şey vardır.

Efendimiz.
Hani Allah Teala?nın ?Sen olmasaydın ben bu âlemi yaratmazdım? dediği efendimiz.
Kâianat?ın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı efendimiz.
Kainat?n tek gülü olan efendimiz.

Zeyd, elbisesinin kansız kalan kısmından bir parça bez koparıp efendimizin ayağına denk gelen iki taştan dolayı kanayan yaralarını sarmaya çalışıyordu. İşte gerçek sevgi buydu. O Efendimizi korurken aldığı darbelerden dolayı kanının akmasını bir zevk ve dünyada kavuşulması çok zor bir mutluluk olarak biliyordu. Daha sonra da Efendimiz, Zeyd?in birkaç yarasını sarar.

Böyle bütünleşmiş bir aşk-ı ilâhî muhabbeti içerisinde o bağın kenarında dururken, Hz. Zeyd o güne kadar Fahr-i Kâinat Efendimiz?i, yalnız bir sevda ile seviyordu. Özündeki sırrı Muhammediyi seyredememişti. O gün bu çektiği sıkıntılar yüzü suyu hürmetine olsa gerek ki, Fahr-i Kâinat Efendimiz, kendi perdesini açarak, kendini seyrettirdi Hz Zeyd?e. Bu her kese nasip olabilecek bir şey değildi.

Hz. Zeyd, Resûlüllah?a bakıyordu. Efendimiz o an ne yapacak?
Ahhhhhhh TAİF! Dünya kendi haline bırakılsa dönmezdi.
İyice yaklaşarak kavururdu dünyayı güneş kendi haline bırakılsaydı eğer.
Toprak parça parça bölünür
TAİF denen noktada dağlar dümdüz olurdu,
O evet deseydi eğer.
Binbir umutla gelen göklerin sevgilisi, yerlerin efendisi sızıyı yudumladı ve gök ehli ağladı.
Ona atılan her taş sonsuza dek mahsun kalacak.
O bir evet deseydi sineler çatlayacak,
TAİF yok olacaktı ama kanlar içinde ellerini kaldırıp
?ALLAHım? dedi RESUL.

Bir anda her şey sustu
İSRAFİL doğruldu,
MİKAİL doğruldu,
AZRAİL de pür dikkat ve
CEBRAİL?de bir hüzün.
Melekler ihtizazda, işaret bekliyor arş, kainatta tek ses yok.
Çünkü arşa doğru uzanan bu eller MUHAMMED (sas)?e aitti ve biliyor ki alem O ne istese olur, sema biliyor ki reddedilmez isteği ?ALLAHım? dediyse HABİB, hele acı içinde gözlerinden yaş bıraktıysa maveraya kanı donar dünyanın, ukbanın donar kanı.

Açıldı son NEBİ?nin nurdan nur dudakları ve seslendi yârine:

?Aman Yarabbi lütfen sevdiklerin yüzü hürmetine Taif‘e belâ verme! Çünkü onlar bilmiyorlar, onların bir kabahati yok.
Aman ya Rabbi çare denizi sensin, burada gelip yerleşemediysek çare bitmez, sen çarelerin âlâsısın!?
diye dua etti.

Hz. Zeyd o zaman anladı Resûlüllah kimdir?

Bütün tasavvuf âleminde büyük veliler derler ki; Eğer Resûlüllah elini kaldırıp da aman ya Rabbi demeseydi Rabb-ül Alemin Taifi, belki de Mekke?yi yerle bir ederdi. Fakat Efendimiz onların helâkine değil, iyiliğine dua etti.

O zaman Hz. Zeyd?de hayret etti, böyle bir merhamet nasıl olabilirdi?

Fahr-i Kâinat Efendimiz o sırada kendisine üzüm ikram etmek üzere gelen, Hristiyan bir bağ bekçisinin ikramlarını kabul etmez ve:

?Sen bağ bekçisisin, mal sahibi misin? Mal sahibinin rızası olmadan biz bu üzümleri yiyemeyiz.? der. Aman ya Rabbi, o sıcakta bu kadar yaralı bir vaziyette, zorda kalmış bir insanın üzümü yememesi çok zor bir hâdisedir. En azından tasavvur edilemeyecek kadar zor. Olay karşısında hayretler karşısında kalan bağ bekçisi, hristiyan köle doğru Taif yolunu tutar, mal sahiplerinden izin almak için… Ve Mal sahiplerini bularak:

?Taşladığınız insanlar aşağıda, üzüm ikram ettim yemiyorlar, mal sahibinin izni olmadan biz bu üzümleri yiyemeyiz diyorlar.? dedi.

Mal sahibi, üzüm bağının sahibi iki kardeştir ve bunlar tarihte çok meşhurdurlar. İkisi birden:

?Sen üzümü verdin, yaralı olmalarına, bu sıcağa, bu meşakkate rağmen helâl değil diye üzümü yemediler öyle mi?? dediler.
?Evet, dedi bekçi, ben şahidim.?

Öyleyse ?Eşhedüenlâilâheillallâhu ve Eşhedu enne Muharrımeden abduhu ve Resûlüh.? dedi o iki mal sahibi. Ve o anda ikisi birden kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldular.

O sırada Efendimiz yine bir perde açtı:

?Zeyd sen bu dua konusunda biraz şaşırdın, biraz kavrayamadın değil mi? bak bakalım? diye gösterdi, o iki bağ sahibini ve onların Müslüman oluşlarını.

Resûlüllah Efendimiz,

?Zeyd, beni iyi anlamanı istiyorum? dedi. ?Eğer ben Cenab-ı Hakk?ın gazabı ilâhîsini isteseydim gazap gelecekti bu iki insan da kâfir olarak ölecekti. Ben evrende iki insan kazandım bunun için taş, yarası, meşakkat önemli değil, bu iki insan için o kadar mutluyum ki, böyle bir duayı yapmak, bu iki insanı kurtarmak açısındandır.?

Bunu seyreden Hz. Zeyd o zaman anlamış oldu Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav)?in hikmetinin sırrını.
Çünkü evrenlerin madem ki temel ilkesi;

Aşktır, Sevdadır.

Nasıl Allah (cc) Fahr-i Kâinat?ı akıl almaz bir şiddetle seviyorsa, Fahr-i Kâinat Efendimiz de aynı şiddetle Allah?ı seviyordu. İstiyordu ki bir kişi daha Cenab-ı Hakk?ın cennette gösterdiği o akıl almaz mutluluğa kavuşsun, ?onun için her türlü meşakkate razıyım, onun için icabında Cenab-ı Hakk?ın gazabını istemem buyurmuştur.?

Evet, Sevgili gönül dostları!
Peygamberimiz buydu. Fahri kâinat Efendimiz!
Allah?ın ?Sen olmasaydın ben bu alemi yaratmazdım? dediği Efendimiz.
Kâinat?ın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Efendimiz.
Kâinat?ın tek Gül?ü olan Efendimiz.

O?nun insan sevgisi buydu.
O?nun Allah Sevgisi buydu.

Ya biz???

Kaynak; Yazının hazırlanması esnasında İslam Tarihi kaynakları ve Dursun Ali Erzincanlının Tövbe yazısının kısa bir bölümünden faydalanılmıştır.

Yücel Erdoğan / dhaber.com.tr


Yazının Tüm Hakları Yücel Erdoğan?a Aittir. Kopyalanması, özellikle yazarın ismi ve linki verilmeden başka yerlerde yayınlanması yasaktır. Yayınlayanlar tüm kanuni sorumlulukları kabul etmiş sayılır?.


Reha Yeprem Taif Videosunu İzlemek için Tıkla

Yorum

  1. Pingback: Reha Yeprem – Taif VİDEO » Diyanet Haber :Dünya'dan, Yurttan ve Teşkilat içi Haberin Adresi

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>